İstanbul · 15° · Şiddetli yağmur

  • Bugün Şiddetli yağmur 15° / 13°
  • Yarın Bulutlu 13° / 10°
  • Fri Bulutlu 12° / 8°
  • Sat Az bulutlu 11° / 8°
  • Sun Az bulutlu 11° / 7°

Hava verisi: MET Norway · Güncelleme 15:19

Göbeklitepe: Tarım öncesi bir tapınak ne anlatıyor?

Şanlıurfa'daki Göbeklitepe, avcı-toplayıcıların anıtsal yapılar kurabildiğini gösterdi. Peki bu T biçimli sütunlar gerçekten bir tapınağın parçası mıydı?

Göbeklitepe'de gün ışığında duran T biçimli dev kireçtaşı dikilitaşlar ve çevresindeki koruyucu çatı
Fotoğraf: Teomancimit / Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0

Şanlıurfa’nın birkaç kilometre kuzeyinde, kuru ve dalgalı bir tepenin altında, insanlık tarihine dair bildiğimiz sırayı sarsan bir yer yatıyor. Göbeklitepe’yi ilk bakışta tanımlamak zor: ortada ev yok, tarla yok, çanak çömlek yok; ama insan boyunu çok aşan, düzgünce yontulmuş, T harfini andıran kireçtaşı sütunlar var. Üstelik bunları dikenler, bildiğimiz anlamda çiftçi bile değildi.

Bu yazıda sitenin neden bu kadar ses getirdiğine, bilinenlerle tartışmalı olanları birbirinden ayırarak bakıyoruz. Çünkü Göbeklitepe hakkında dolaşan cümlelerin bir kısmı kesin bilgi, bir kısmı ise hâlâ yorumdan ibaret.

Bir tepenin yeniden keşfi

Tepe, 1960’larda Chicago ve İstanbul üniversitelerinin ortak yüzey araştırmasında kayda geçti. O sırada yüzeydeki parçalar sıradan bir ortaçağ mezarlığı kalıntısı gibi yorumlandı ve konu uzun süre unutuldu. Asıl dönüm noktası 1994’te yaşandı: Alman arkeolog Klaus Schmidt bölgeye geldi, yüzeydeki çakmaktaşı işlenmiş parçalarını ve kireçtaşı bloklarını görünce bunun sıradan bir höyük olmadığını fark etti. Kazı 1995’te başladı ve Schmidt, 2014’teki ölümüne kadar çalışmayı sürdürdü. Sonrasında kazı; Şanlıurfa Müzesi, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve üniversitelerin katılımıyla devam etti.

Anlatılan hikâyenin dramatik tarafı gerçek: Schmidt’in ilk gözlemi, tepenin altında insan eliyle kurulmuş bir “yapı” olduğunu sezmesiydi. Fakat arkeolojide sezgi tek başına yetmez; gerisini yıllarca süren kazı, radyokarbon ölçümleri ve titiz kayıt tuttu.

Ne zaman, ne kadar eski?

Radyokarbon tarihlemeleri Göbeklitepe’yi yaklaşık MÖ 9500 ile 8000 arasına, yani Çanak Çömleksiz Neolitik dönemine yerleştiriyor. UNESCO’nun anlatımında da benzer bir aralık, yaklaşık MÖ 9600-8200 yer alıyor; kesin başlangıç ve bitiş yılları farklı kaynaklarda küçük farklarla verilebiliyor. Bunun nedeni basit: yapıların hepsi aynı anda yapılmadı. Schmidt başlangıçta üç katmanlı bir model önermişti; sonraki çalışmalar ise en az bin beş yüz yıla yayılan daha ayrıntılı bir evre dizisine işaret ediyor. Plaster gibi malzemelerden alınan bazı erken tarihlerin “eski odun etkisi” yüzünden olduğundan daha eski görünebildiği de bilinen bir sorun.

Bu rakamları günlük hayata çevirmek faydalı. Mısır piramitleri yaklaşık beş bin yıl önce yapıldı; Göbeklitepe’nin ilk evreleri ise bundan kabaca on bir bin yıl önceye gidiyor. Yani Stonehenge’den ve yazının icadından çok daha eski bir yerden söz ediyoruz.

T biçimli sütunlar

Sitenin en tanınan öğesi, yuvarlak ya da oval planlı “yapılar”ın içine dikilmiş T biçimli sütunlar. Daireler yaklaşık 10-30 metre çapında. Jeofizik taramalar, toprağın altında toplam yirmi kadar böyle yapı bulunduğunu düşündürüyor. Sütunların bazıları birkaç metre yüksekliğinde ve ton ağırlığında. Bunların yakındaki taş ocaklarından çıkarıldığı, ardından yontulup yerlerine dikildiği anlaşılıyor.

Sütunların üzerinde hayvan kabartmaları var: tilkiler, yaban domuzları, yılanlar, akbabalar, turnalar, örümcek benzeri figürler. Bazı sütunlarda ise kollar, eller ve bir kemer ya da önlük gibi görünen detaylar işlenmiş. Bu detaylar, T biçimli taşların soyut birer blok olmadığını; insan benzeri bir varlığı temsil etmiş olabileceğini düşündürüyor. Schmidt bu sütunları atalara ya da doğaüstü varlıklara ait figürler olarak yorumlamıştı. Bu hâlâ olası bir okuma, ama kesin olarak kanıtlanmış değil.

Taşa işlenmiş bir kol ve el, bir sütunun “bir insan” olduğunu söylemek için güçlü bir ipucudur; ama o insanın ya da varlığın kim olduğunu söylemek için yeterli değildir.

Hayvanlar ne anlatıyor?

Kabartmalardaki hayvanların çoğu, evcilleştirilmiş değil, vahşi türler. Bu da yerleşik tarım hayatından önceki dünyayı yansıtıyor. Bazı araştırmacılar bunları koruyucu ya da totemik semboller olarak yorumladı. Başka okumalar ise daha çok bir ilişki ağına, topluluk kimliklerine ve ritüel anlatılara işaret ediyor. İddia edilen “astronomik anlam” ya da “yıldız haritası” yorumları ise bilim camiasında tartışmalı; elimizdeki veri bu iddiaları kesin biçimde desteklemiyor.

Ayrıca 2017’de bulunan kazınmış insan kafatası parçaları, Yakın Doğu’da bu dönemde yaygın olan kafatası kültüyle uyumlu görünüyor. Yani bu yerde ölüm, ata ve ritüel muhtemelen önemli bir yer tutuyordu.

“Dünyanın ilk tapınağı” mı?

Schmidt, Göbeklitepe’yi sıklıkla “bilinen ilk tapınak” ya da kutsal bir merkez olarak tanımladı. Ona göre yer, farklı yerlerden gelen avcı-toplayıcı grupların bir araya geldiği bir ritüel merkeziydi ve yerleşim yoktu. Bu yorum popüler anlatıya en çok yerleşen görüştür.

Ancak son yıllarda tablo biraz değişti. Kazı ekibinden gelen yeni bulgular, ilk evrelerde yuvarlak-oval evlerin, sonrasında dikdörtgen yapıların bulunduğunu; ayrıca çok sayıda öğütme taşı ve çakmaktaşı aletin ele geçtiğini gösteriyor. Yedi binden fazla öğütme taşının varlığı, tahılın işlendiğine işaret ediyor. Tepede bulunan kayaya oyulmuş sarnıçlar da yağmur suyunu biriktirmek için kullanılmış; en az 150 metreküp su tutabildikleri belirtiliyor. Bu bulgulara dayanarak bazı araştırmacılar Göbeklitepe’nin yalnızca bir “tapınak” değil, ritüel ve gündelik yaşamın iç içe geçtiği bir yerleşim olabileceğini savunuyor. Kısacası “tapınak mı, yerleşim mi?” sorusunun cevabı, “belki ikisi de” yönünde.

Bir başka düzeltme de şu: Schmidt’in ekibi yapıların bilerek gömüldüğünü düşünüyordu. Bugün bu görüş büyük ölçüde geri çekildi; yamaç kaymaları ve doğal süreçlerin dolguda payı olduğu kabul ediliyor.

Tarım mı önce, tapınak mı?

Klasik anlatıda önce tarım gelir, sonra yerleşik hayat ve sonra da anıtsal yapılar. Göbeklitepe bu sıralamanın sorgulanmasına yol açtı: Belki de büyük topluluk çalışmaları insanları bir araya getirdi ve tarım gereksinimi bundan sonra doğdu. Bu cazip bir fikir; yine de kanıtlar henüz tek bir yönü göstermiyor. Çevredeki bölgede yabani buğday, arpa ve baklagillerin bulunması, tahılın erkenden değerli olduğunu düşündürüyor. Ama Göbeklitepe’de insanların tarım yaptığına dair kesin bir kanıt yok; sitedeki hayvan kemikleri çoğunlukla av hayvanlarına ait.

Gerçek şu: bu insanlar kalabalık işgücünü organize edebiliyor, taş ocağı işletiyor, ağır sütunları taşıyor ve sanat üretiyordu. Metal alet kullanmadan, taş aletlerle. Bu, “avcı-toplayıcılar basit, sınırlı toplumlardı” klişesini ciddi biçimde zayıflatıyor.

Tek örnek değil

Göbeklitepe yalnız da değil. Bölgede “Taş Tepeler” adı altında anılan çok sayıda yerleşim ve benzer yapı var; Karahantepe ve Nevalı Çori bunların arasında. T biçimli sütunlar bu coğrafyada birden fazla yerde karşımıza çıkıyor. Bu, olayın tek bir dâhi toplulukla sınırlı olmadığını, geniş bir kültürel dünyanın parçası olduğunu düşündürüyor.

Bu kadar taşı kim, nasıl kaldırdı?

Göbeklitepe’yi düşünürken en çok sorulan soru, tekerleğin, metalin ve evcil yük hayvanının henüz olmadığı bir dünyada bu kadar ağır sütunun nasıl yerine getirildiği. Cevap, ne yazık ki romantik değil, ama etkileyici: kalabalık bir iş birliği. Tepenin yakınında, sütunların çıkarıldığı taş ocakları bulunuyor ve yarım kalmış, yerinden sökülememiş büyük bloklar hâlâ görülebiliyor. Taşlar çakmaktaşı aletlerle yontuldu, kaldıraç ve halat gibi basit yöntemlerle taşındı. Bunun için yüzlerce kişinin koordineli çalışması gerekmiş olmalı.

Bu noktada önemli bir çıkarım yapılabilir: Böyle bir proje, planlama, görev paylaşımı ve ortak bir amaç gerektirir. Çalışanların nasıl beslendiği, hangi kurallarla bir araya geldikleri ise kesin olarak bilinmiyor. Bu eksiklik, yeni kazıların ve çevredeki benzer yerleşimlerin neden bu kadar önemsendiğini de açıklıyor.

Popüler anlatıda neler abartılıyor?

Göbeklitepe hakkındaki haberlerde sık sık “tarihi yeniden yazan” ya da “uygarlığın doğduğu yer” gibi ifadeler görürsünüz. Bu cümleler dikkat çekici ama fazla geniş. Birkaç noktayı netleştirelim:

  • “Dünyanın en eski tapınağı”: Bu bir yorumdur, ölçülmüş bir gerçek değil. Tapınak sözcüğünün neyi kapsadığı tartışmalı, üstelik daha eski anıtsal yapı kalıntıları da bulunabilir.
  • “Hiç kimse yaşamıyordu”: Yeni çalışmalar gündelik yaşam izleri olduğunu gösteriyor.
  • “Tarih bir gecede değişti”: Gerçekte, Yakın Doğu’da anıtsallaşmaya dair başka ipuçları da vardı; Göbeklitepe bu resmin en çarpıcı parçası oldu.

Bilimsel yöntem açısından asıl önemli olan, yeni bulgular geldikçe yorumların esnemesine izin vermek. Schmidt’in ilk sezonlardaki yorumları bugün hâlâ saygıyla anılır, ama arkeoloji bu yorumları sürekli sınar.

Çevresindeki dünya

Göbeklitepe’nin yapıldığı dönemde bölgenin iklimi bugünkünden daha elverişliydi. Son buzul çağının sona ermesiyle birlikte Yakın Doğu’da bitki örtüsü zenginleşmiş, yabani tahıllar, baklagiller ve av hayvanları bol hale gelmişti. Bu ortam, avcı-toplayıcıların uzun süre aynı çevrede kalmasını mümkün kılmış olabilir. Dolayısıyla Göbeklitepe, boşlukta beliren bir “mucize” değil, uygun ekolojik ve toplumsal koşulların ürünü.

Arkeologlar neden hâlâ tartışıyor?

Göbeklitepe’de yazılı belge yok. Elimizde yalnızca taş, kemik, toprak ve bitki kalıntıları var. Yorum, bu kalıntıların bir araya getirilmesiyle yapılıyor ve her yeni buluntu, önceki hikâyeyi değiştirebiliyor. Bir sütunun “tanrı” mı, “ata” mı, yoksa “topluluğu temsil eden bir figür” mü olduğunu söylemek için ancak dolaylı kanıtlarımız var. Bu belirsizlik, bilimin zayıflığı değil, yöntemin doğası.

Okurlar için pratik bir ipucu: Bir haberde “kesinlikle”, “ispatlandı” ya da “tarihi baştan yazıyor” gibi ifadeler görürseniz, mümkünse kazı ekibinin yayımladığı makaleye ya da müzenin açıklamasına bakın. Çoğu zaman gerçek bulgu, başlıktan daha temkinli ve daha ilginç oluyor.

UNESCO ve bugünkü durum

Göbeklitepe, 2018’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Listeleme gerekçesinde, insan yapımı anıtsal mimarinin ilk örneklerinden biri olması vurgulanıyor. Alanın yalnızca küçük bir bölümü kazıldı; 2021 itibarıyla yaklaşık yüzde 10 oranından söz ediliyor. Başka bir ifadeyle, bildiklerimiz henüz bir başlangıç. Yeni sonuçlar önceki yorumları bir kez daha değiştirebilir.

Ziyaretçiler için alan, korumaya yönelik bir çatı ve yürüyüş yolları ile düzenlenmiş durumda. Gidecekseniz, Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik Müzesi’ni de gezmenizde fayda var; buluntuların önemli bir kısmı orada. Benzer bir erken yerleşim hikâyesi için Çatalhöyük’ün sokağı olmayan kenti yazımıza göz atabilirsiniz.

Şanlıurfa’da neler görülür?

Gezginler için Göbeklitepe tek başına bir durak değil. Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik Müzesi, bölgenin Neolitik buluntularını bir arada sunuyor; şehir merkezindeki tarihî çarşılar ve Balıklıgöl çevresi de aynı gezide görülebilir. Alanı ziyaret etmeden önce güncel giriş koşullarına ve çalışma saatlerine bakmak, kazı sezonuna göre değişen düzenlemeler nedeniyle iyi bir fikir. Taş sütunların önünde durup on bir bin yıl önce yaşamış insanların aynı manzaraya baktığını düşünmek, bilgi kitaplarından çok daha güçlü bir deneyim.

Sonuç

Göbeklitepe’nin en değerli yanı, kesin cevaplar vermesinden çok, eski sorularımızı yeniden sormaya zorlaması. Avcı-toplayıcılar anıt dikebilir miydi? Bunu yapmak için tarıma ihtiyaç var mıydı? Kutsal alan ile yaşam alanı arasındaki çizgi nerede başlar? Güvenilir veriler, bu soruların bazılarına “evet” diyor, bazılarına ise “henüz bilmiyoruz”.

Bir de dürüst bir uyarı: Göbeklitepe hakkında dolaşan “kayıp uygarlık”, “gökyüzü haritası” ya da “bilinmeyen teknoloji” gibi anlatıları ciddi arkeolojik veriler desteklemiyor. Zaten gerek de yok; elimizdeki gerçek hikâye, bir tepeye taş dikmek için bir araya gelen insanların hikâyesi olarak yeterince etkileyici.

Kaynaklar ve Daha Fazla Bilgi

  • Göbekli Tepe — Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6bekli_Tepe)
  • Turkey’s ancient temple site gets UNESCO heritage status — The Jakarta Post (https://www.thejakartapost.com/travel/2018/07/02/turkeys-ancient-temple-site-gets-unesco-heritage-status.html)

İlginizi çekebilecek yazılar

Önerilen okumalar