İstanbul · 15° · Şiddetli yağmur

  • Bugün Şiddetli yağmur 15° / 13°
  • Yarın Bulutlu 13° / 10°
  • Fri Bulutlu 12° / 8°
  • Sat Az bulutlu 11° / 8°
  • Sun Az bulutlu 11° / 7°

Hava verisi: MET Norway · Güncelleme 15:19

Yeşilçam’ın Yıldız Sistemi: Türk Sinemasında Starlık Nasıl Doğdu

Bölge işletmecilerinden film afişlerine, Türkan Şoray'dan Kemal Sunal'a: Yeşilçam'ın altın çağında bir oyuncunun yıldız olması neye bağlıydı, sistem nasıl işledi?

Beyoğlu'ndaki Yeşilçam Sokağı'nda eski bir film afişi ve sinema tabelaları
Fotoğraf: E4024 / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

Türkiye’de “Yeşilçam” kelimesi bugün bir sokağın adından çok, bir dönemin, bir yapım biçiminin ve bir hatıranın karşılığı. Beyoğlu’ndaki dar bir cadde, bir sinemanın tamamının adı oldu. Bu sinemanın en dikkat çekici yanı ise yıldızlarıydı: afişte yüzü olan, adı yalnız başına seyirciyi salona çeken, bazen kendi mahallesinde değil bütün Anadolu’da tanınan oyuncular. Peki bu starlık nasıl doğdu? Tek bir sihirli formül yoktu; para, dağıtım, seyirci alışkanlığı ve oyuncunun kendi zanaatı iç içe geçmişti. Bu yazıda sistemin nasıl çalıştığına ve bazı isimlerin bu düzende nasıl yükseldiğine bakıyoruz.

Bir sokağın adı, bir sinemanın adı

Yeşilçam adı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki Yeşilçam Sokağı’ndan gelir. Yapım şirketleri, oyuncular, teknisyenler ve yönetmenler bu çevrede bir araya geliyordu. Zamanla sokağın adı, Türk sinema endüstrisinin kısa adı haline geldi; tıpkı Hollywood’un Amerikan sineması için kullanılması gibi. Altın çağın sınırlarını çizmek isteyenler genellikle 1950’lerden 1970’lere uzanan yıllara işaret eder; yapımın merkezde olduğu dönemi ise 1955-1975 aralığı olarak anlatanlar çoğunlukta.

Rakamlar bu hareketliliği gösteriyor. Kaynaklara göre 1952’de yaklaşık 49 film çekilirken, 1970 civarında bu sayı yaklaşık 220’ye, 1972’de 300 civarına çıktı. Seyirci sayısı 1966’da 90 milyon bilete ulaştı. Bu rakamlar kaynaktan kaynağa biraz değişebiliyor, ama genel tablo net: kısa sürede çok sayıda film üreten, geniş bir seyirci kitlesine sahip bir endüstri vardı. Hem üretimde hem salon doluluğunda Türkiye, dünyanın en çok film çeken ülkeleri arasında sayılıyordu.

Yıldızı yaratan makine: bölge işletmecileri

Yeşilçam’ı anlamanın anahtarı, filmlerin nasıl finanse edildiğinde. 1930’lardan beri uygulanan bölge sistemine göre ülke yedi dağıtım bölgesine ayrılmıştı. Bölge işletmecileri, yapılacak filmlere önceden para yatırır, karşılığında o bölgedeki gösterim hakkını alırdı. 1965’ten sonra ise “birleşik sistem” adı verilen yapıda işletmeciler üretimde daha belirleyici hale geldi; bu dönemin önde gelen yapımcılarından biri olarak Türker İnanoğlu’nun adı anılır.

Bu düzenin sonucu şuydu: işletmeci filmi senaryosundan değil, afişindeki isimden satın alıyordu. Çünkü Anadolu’nun bir kasabasındaki sinema sahibi, bilmediği bir oyuncunun filmine para vermek istemezdi. Seyirciyi çeken bir yüz, yatırımın güvencesiydi. İşte starlık burada ekonomik bir zorunluluk olarak doğdu. Oyuncunun popülerliği, filmin bölge bölge önceden satılabilmesinin kaldıracıydı.

Sistemin bir yan etkisi de hızdı. Yıldız oyuncular aynı anda birkaç filmde çalışıyor, bir sette sabaha kadar çekim yapıp ertesi gün başka bir sete gidiyordu. Türkan Şoray’ın 222’den fazla filmde oynadığı, bunun da dünyada bir kadın oyuncu için rekor kabul edildiği belirtiliyor. Bu sayıya kısa sürede ulaşmak, ancak yoğun bir üretim düzeninde mümkündü.

Yüz, ikili ve tür: starlığın üç kalıbı

Yeşilçam’da bir oyuncunun yıldız olması çoğunlukla üç özellikle ilgiliydi. Birincisi, sürekli aynı tipte karaktere bürünmekti: ezilen ama onurlu kız, mahalleli delikanlı, haksızlığa karşı çıkan kahraman, saf ama kurnaz kasaba çocuğu. Seyirci, bildiği kalıbın içindeki yeni hikâyeyi görmeye gidiyordu.

İkincisi, ekran çiftleriydi. Kaynaklarda Cüneyt Arkın ile Fatma Girik, Türkan Şoray ile Kadir İnanır gibi isimlerin ikili olarak anıldığı belirtilir; kimi eşleşmeler yıllar boyunca seyircinin aklında kalıcı bir çift imajı oluşturdu. Aynı oyuncuların tekrar tekrar bir araya gelmesi, bir tür marka gibi işliyordu.

Üçüncüsü ise türdü: melodram, komedi, tarihî macera, müzikal. Her türün kendi yıldızı vardı. Bir ağlatan melodram gerektiğinde Şoray akla gelirdi; bir kılıç-kalkan macerası için Arkın; halkın gülmek istediği bir komedi için Kemal Sunal. Seyirci, hangi filme gideceğini adeta oyuncunun adından seçiyordu.

Türkan Şoray: “Sultan”ın yükselişi

1945’te İstanbul’un Eyüp semtinde doğan Türkan Şoray, sinemaya 1960’ta Köyde Bir Kız Sevdim filmiyle girdi. Sonraki on yıllarda hem melodramın hem sosyal gerçekçi filmlerin sevilen yüzü oldu. Acı Hayat ile ilk ödülünü kazandı; ayrıca Vesikalı Yarim, Selvi Boylum Al Yazmalım, Hazal, Sultan ve Dönüş gibi filmleriyle anılır. Hakkında kullanılan “Sultan” lakabı, kariyerinin ağırlığını yansıtan bir unvan.

Altın Portakal’da en iyi kadın oyuncu ödülünü 1964, 1968, 1987 ve 1994’te kazandı; 1996’da yaşam boyu başarı ödülü aldı. Şoray’ı yıldızlar arasında özel kılan bir başka şey, kamera arkasına geçmesiydi. Dönüş (1972), Azap (1973) ve Bodrum Hâkimi (1976) gibi filmleri yönetti; Dönüş, 1973’te Moskova Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü aldı. Bir yıldızın hem sevilen yüz hem de yönetmen olması, sistemin sınırlarını zorlayan bir örnek.

Kemal Sunal: gülmenin starlığı

1944’te doğan ve 2000’de hayatını kaybeden Kemal Sunal, Yeşilçam komedisinin en tanınan yüzlerinden biriydi. Canım Kardeşim (1973) ile yardımcı rolde dikkat çekti, Salako (1974) ile ilk başrolünü üstlendi. Hababam Sınıfı (1975) filmindeki İnek Şaban, Tosun Paşa (1976), Kapıcılar Kralı (1976), Çöpçüler Kralı (1977) ve Sakar Şakir (1977) gibi yapımlarla halkın dilinde yer etti. Kapıcılar Kralı ona 1977’de Altın Portakal’da en iyi erkek oyuncu ödülünü getirdi.

Sunal’ın yıldızlığı, öncekilerden farklı bir kalıba oturuyordu. Yakışıklı kahraman ya da hüzünlü âşık değil, sistemin dışında kalmış, ezilen ama pes etmeyen sıradan bir adamdı. Seyirci kendini ona yakın hissediyordu. Şener Şen, Halit Akçatepe ve Münir Özkul gibi isimlerle kurduğu kadro, bu dönemin komedi ekolünü oluşturdu. Kemal Sunal’ın filmlerinde yineleyen “Şaban” tipi, tek bir karakterin sinema tarihinde nasıl bir marka haline gelebileceğine örnek oldu.

Tipin gücü ve tuzağı

Bir ekran tipi seyirciyle güçlü bir bağ kurduğunda, bu hem büyük bir avantaj hem bir sınırlamaydı. Seyirci Şaban’ı tanıyor, Şaban’ı bekliyordu; yapımcı da bu beklentiyi boşa çıkarmak istemiyordu. Bu mekanizma, Yeşilçam’da tür filmlerinin neden bu kadar sık tekrarlandığını açıklayan nedenlerden biri. Tekrar, risk almayan bir yapım düzeninin doğal sonucuydu.

Öte yandan tekrar, ustalığı da doğurdu. Aynı kalıbı yüzlerce kez oynayan bir komedyen, zamanlamayı, vurguyu ve jesti inceltme fırsatı buldu. Bugün bu filmleri izleyenlerin en çok fark ettiği şeylerden biri, esprinin sözde olduğu kadar bakışta ve duruşta da yattığı. Bu, uzun süren pratiğin bir ürünü.

Cüneyt Arkın: aksiyonun yüzü

1937’de Eskişehir’in Alpu ilçesinde doğan Cüneyt Arkın (asıl adı Fahrettin Cüreklibatır), 2022’de hayatını kaybetti. Kaynaklar, yüzlerce film ve diziye (yaklaşık 300) imza attığını belirtiyor. Tarihî aksiyon filmleriyle, özellikle Malkoçoğlu serisi ve Battal Gazi ile tanındı. İstanbul’daki Medrano Sirki’nde altı ay akrobasi eğitimi aldığı, bunun da aksiyon sahnelerine yansıdığı aktarılıyor. Deli Yusuf (1975) filminde dövüş koreografisini de üstlendi.

Arkın’ın adı, 1980’lerde yurtdışında farklı bir yolla yayıldı: Dünyayı Kurtaran Adam, düşük bütçesi ve başka filmlerden aldığı görüntülerle bir kült haline geldi; seyirciler arasında “Türk Star Wars’u” diye anıldı. Bu yan hikâye, yıldız sistemi açısından ilginç: Yeşilçam’ın ucuz ve hızlı üretim mantığı, yıllar sonra uluslararası bir internet kültürünün malzemesi oldu. Fatma Girik ile birlikte oynadığı filmler ise Yeşilçam’ın en bilinen ekran ortaklıklarından biri olarak kayıtlara geçti.

Kalıpların dışındaki isimler

Yıldız sistemi tek tip değildi. Sadri Alışık, “Turist Ömer” tipiyle sevilen bir komedi ve dram oyuncusuydu. Ayhan Işık, Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır, Tarık Akan ve Fatma Girik, dönemin diğer önde gelen isimleriydi. Yılmaz Güney ise hem oyuncu hem sinemacı olarak farklı bir yerde durdu. Yönetmen cephesinde Ömer Lütfi Akad önemli bir etki bıraktı; Ertem Eğilmez, Osman Fahir Seden, Atıf Yılmaz ve Memduh Ün en çok film çeken isimler arasındaydı. Metin Erksan’ın Susuz Yaz filmi 1964’te Berlin’de Altın Ayı kazandı; bu, bir Türk filminin bu ödülü ilk kez alması olarak kayda geçti.

Bu çeşitlilik, “yıldız sistemi” teriminin Hollywood’daki katı stüdyo sözleşmeleriyle birebir örtüşmediğini hatırlatıyor. Yeşilçam’da oyuncular çoğunlukla belirli bir stüdyoya bağlı değildi; daha çok bölge işletmecilerinin yatırım istekleri ve seyirci beğenisi, kimin afişte yer alacağını belirliyordu.

Afiş, mahalle sineması ve seyirci ritüeli

Yıldızlık yalnızca setlerde değil, sokakta da üretiliyordu. Sinema afişleri, oyuncunun yüzünü şehrin duvarlarına taşıyan en etkili reklam aracıydı. Mahalle sinemaları ise filmi bir toplumsal ritüele çeviriyordu: aileler, komşular ve arkadaş grupları birlikte gidiyor, salonda gülüyor, ağlıyor, hatta diyalogları sesli tekrar ediyordu. Bu ortak izleme alışkanlığı, bir oyuncunun yüzünün binlerce evde aynı anda hatıra olmasını sağladı.

Gazete ve dergiler de bu düzenin parçasıydı. Sinema dergileri oyuncuların fotoğraflarını yayımlıyor, yeni film haberlerini duyuruyordu. Burada bir ayrıma dikkat etmek gerekir: bu yazı, yıldızların özel yaşamıyla değil, yalnızca mesleki üretimleriyle ilgileniyor. Zaten Yeşilçam’ın kalıcı mirası da dedikoduda değil, filmlerde ve performanslarda yatıyor.

Sistemin çöküşü

1970’lerin sonlarına doğru tablo değişti. Televizyonun yaygınlaşması, video kasetlerin girişi, ülkedeki siyasi şiddet ve 1980 darbesi, kaynaklarda Yeşilçam’ın gerilemesinin nedenleri olarak anılıyor. Sinema salonları azaldı, üretim düştü. Kaynaklardan biri Yeşilçam’ın darbeyle birlikte tümüyle sona erdiğini söylüyor, ama bu iddia kaynaksız; gerçekte düşüş kademeli oldu ve bazı isimler başka mecralara, özellikle televizyona geçerek varlığını sürdürdü.

Yıldız sisteminin bir dönemi bitti, ama etkisi sürdü. Bugünkü dizi oyuncularının şöhreti, hâlâ bir “tip” ve bir “ikili” mantığıyla kuruluyor. Daha yakın bir örnek için, tiyatrodan uluslararası Emmy’ye uzanan Haluk Bilginer’in kariyerine bakmak, sonraki kuşağın yıldızlığının nasıl farklı bir yol izlediğini görmeye yardım ediyor.

Yeşilçam’ın bıraktığı miras

Yeşilçam filmlerinin etkisi, yalnızca nostalji değil. Replikler günlük konuşmaya girdi, karakter tipleri mizah ve reklam dünyasında yaşamaya devam etti. Müzik de bu mirasın bir parçası: kaynaklarda birçok filmin akılda kalan şarkılarla anıldığı belirtiliyor. Aynı dönemin müzik üretimini merak edenler için Sezen Aksu’nun söz yazarlığı mirası yazımız, aynı yıllardan gelen bir başka kültürel hatıra sunuyor.

Bir de yıldız sisteminin eleştirel okuması var. Kalıpların güçlü olması, kadın karakterlerin sıklıkla belirli rollere sıkışması ve düşük bütçeli taklit filmlerin çoğalması gibi sorunlar tartışılır. “Türksploitation” olarak anılan, çoğu yabancı filmlerin düşük bütçeli uyarlaması olan yapımlar da bu dönemin ürünü. Yani altın çağ, hem yaratıcılığın hem tekrarın birlikte yaşandığı bir dönemdi.

Sonuç

Yeşilçam’da starlık, bir oyuncunun yeteneğiyle bölge işletmecisinin hesabı, seyircinin beğenisiyle yapımcının hızı arasında doğdu. Türkan Şoray, Kemal Sunal ve Cüneyt Arkın, bu düzenin üç farklı yüzüydü: melodramın sultanı, halkın güldüğü adamı, aksiyonun akrobatı. Sistem bugün yok, ama yarattığı yüzler hâlâ hatırlanıyor. Bir sonraki kez eski bir Yeşilçam filmi izlediğinizde, afişteki ismin neden bu kadar önemli olduğunu artık biliyorsunuz.

Kaynaklar ve Daha Fazla Bilgi

  • Cinema of Turkey — Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/Cinema_of_Turkey)
  • Türkan Şoray — Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkan_%C5%9Eoray)
  • Kemal Sunal — Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/Kemal_Sunal)
  • Cüneyt Arkın — Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/C%C3%BCneyt_Ark%C4%B1n)

İlginizi çekebilecek yazılar

Önerilen okumalar