Kalabalık bir şehirde yaşayıp kendinizi yapayalnız hissedebilirsiniz; ya da günlerce kimseyle görüşmeden gayet huzurlu olabilirsiniz. Yalnızlık, çoğu zaman sandığımızdan daha karmaşık bir duygu. Dünyanın en uzun soluklu yaşam çalışmalarından biri olan Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması da insanların hayatları boyunca neyin onları iyi tuttuğunu izleyen bir proje ve bulgularından biri, yakın ilişkilerin düşündüğümüzden daha belirleyici olabileceği yönünde.
Çalışma nasıl başladı?
Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması 1938’de başladı. İlk grup, Harvard’ın ikinci sınıfında okuyan 268 genç erkekten oluşuyordu. Daha sonra çalışmaya, Boston’un yoksul mahallelerinde büyüyen erkekleri izleyen ayrı bir araştırmanın (Glueck çalışması) katılımcıları da eklendi. İki grup birleştirildiğinde toplamda 700’ü aşkın erkek (sıkça 724 rakamı aktarılıyor) izlenmiş oldu. İkincil kaynaklarda bu sayılar biraz farklı verilebiliyor. Katılımcılar onlarca yıl boyunca görüşmeler, sağlık muayeneleri ve anketlerle takip edildi; sonraki yıllarda eşleri ve çocukları da çalışmaya dahil edildi.
Bugün çalışmanın yöneticiliğini psikiyatr ve Zen öğretmeni Robert Waldinger ile psikolog Marc Schulz yürütüyor. İkili, bulguları 2023’te The Good Life adlı kitapta geniş kitleye anlattı.
Ne bulundu?
Çalışmanın en çok aktarılan sonucu şöyle: Yakın ilişkilerden duyulan memnuniyet, uzun vadede sağlık ve mutlulukla güçlü biçimde ilişkili. Harvard Gazette’in 2017 tarihli haberine göre ilişkiler, insanları yaşamın sıkıntılarından korumaya, fiziksel ve zihinsel gerilemeyi geciktirmeye yardımcı oluyor; ve orta yaşlarda ilişkilerden duyulan memnuniyet, daha sonraki yaşlardaki sağlığı sosyal sınıf, zekâ ya da genetikten daha iyi öngörebiliyor gibi görünüyor. Waldinger, bunu “sürpriz bulgu” olarak niteledi.
Yazarlara göre ilişkilerin kapsamı da geniş: aile, partner, arkadaşlar, iş arkadaşları, spor arkadaşları ya da bir kitap kulübü üyeleri hepsi sayılıyor. Önemli olan ilişki sayısı değil, kalitesi; yani gerektiğinde güvenebileceğinizi hissettiğiniz insanların olması.
Bu bulguyu nasıl okumalı?
Etkileyici bir çalışma, ama her uzun soluklu gözlemsel araştırma gibi sınırları var ve bunları bilmek gerekiyor:
- Gözlemsel bir çalışma. İlişkilerin sağlığı doğrudan iyileştirdiği değil, ikisinin birlikte görüldüğü söyleniyor. Sağlıklı insanların ilişki kurmak için de daha fazla enerjisi olabilir; nedensellik yönü tartışmaya açık.
- Örneklem özel. İlk kuşak yalnızca erkeklerden, ağırlıkla beyaz ve belirli bir dönemin Amerikalılarından oluşuyor. Sonuçların farklı kültür ve cinsiyetlere aynı biçimde uygulanıp uygulanmadığı için başka çalışmalara ihtiyaç var.
- Popüler özetler abartıya açık. “İlişkiler mutluluğun tek anahtarı” gibi bir cümle çalışmadan çıkarılamaz; genetik, sosyoekonomik koşullar ve şans da önemli.
Yine de bulgu, yalnızlık ve sosyal bağlar üzerine yapılan geniş literatürün genel yönüyle uyumlu: sosyal ilişkiler, iyi oluşla bağlantılı en tutarlı faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Yalnız olmak ile yalnızlık aynı şey değil
Burada önemli bir ayrım var. Yalnız olmak nesnel bir durum: yanınızda kimsenin olmaması. Birçok insan için dinlendirici, hatta üretken bir durum. Yalnızlık ise öznel bir duygu: sahip olduğunuz ilişkilerle istediğiniz ilişkiler arasındaki farkın acı vermesi. İki kişi de aynı sayıda insanla görüşüyor olabilir; biri bu durumdan memnunken diğeri derin bir yalnızlık hissedebilir.
Bu ayrım pratikte önemli. Kalabalık bir ortamda yalnızlık çekmek mümkün, tek başına yaşayıp bağlı hissetmek de. Waldinger’in aktardığına göre, yalnızlık hissi kronik stresle ve stres hormonlarının yüksek düzeyleriyle ilişkilendiriliyor; ama bu ilişkinin mekanizmaları hâlâ araştırılıyor. Yalnızlığın sağlığa etkisine dair güncel literatür karışık ve yöntemleri bir hayli farklı; bu yüzden güçlü iddialardan kaçınmak gerekiyor.
Bağları beslemek için küçük adımlar
Araştırmalar bir reçete sunmaz, ama mantıklı bir yön gösterir. Çalışmanın yöneticilerinin de ima ettiği gibi ilişkilere yatırım yapmak bir tür kendine bakım. Birkaç düşük basınçlı fikir:
- Var olan bağları canlandırın. Uzun süredir konuşmadığınız birine kısa bir mesaj atmak, yeni biriyle tanışmaktan çoğu zaman daha kolay bir başlangıçtır.
- Düzenli ve küçük buluşmalar kurun. Haftalık bir yürüyüş ya da ayda bir yemek, büyük planlardan daha sürdürülebilir olabilir. Bu, alışkanlık oluşturma mantığıyla da örtüşür: tekrar eden bir bağlam bağı güçlendirir.
- Ekrandan çıkıp yüz yüze zaman geçirin. Dijital iletişim bağları sürdürmeye yardımcı olabilir; ama her kişi için aynı değeri taşımayabilir. Kendi deneyiminizi gözlemleyin.
- Ortak bir etkinlik seçin. Kurslar, gönüllülük, spor grupları ya da yerel topluluklar, sohbeti kendiliğinden doğurur.
- Dinlemeye zaman ayırın. İlişkilerin kalitesi çoğu zaman karşınızdakine gerçekten dikkat vermekle ilgilidir.
Kültürümüzde ortak sofralar da bu işlevi gören eski bir gelenek: bir fincan kahve üzerinden yapılan sohbetin toplumsal değerini Türk kahvesi geleneği yazımızda anlattık.
Dönemler değişir, ihtiyaçlar da
Yalnızlık belirli yaşlara ya da kişilere özgü değil. Yeni bir şehre taşınmak, emekli olmak, bir yakınını kaybetmek ya da çocukların evden ayrılması gibi geçiş dönemlerinde bağların dokusu değişir ve yalnızlık hissi artabilir. Genç yetişkinlerde de, dışarıdan bakıldığında oldukça aktif görünen sosyal hayata rağmen, derinlikli ilişki eksikliği yaşandığı söylenir. Harvard çalışmasının uzun zamana yayılan yapısı bize ilişkilerin sabit olmadığını hatırlatıyor: bağlar ihmal edilirse zayıflar, ilgi görürse yenilenebilir.
Ayrıca her insanın ihtiyaç duyduğu sosyal temas miktarı farklı. İçe dönük biri için haftada birkaç anlamlı sohbet yeterli olabilir; dışa dönük biri için daha sık buluşma gerekebilir. “Ne kadarı yeterli?” sorusunun tek cevabı yok; belirleyici olan, kendi hissettiğiniz uyumdur.
Ne zaman destek almalı?
Yalnızlık duygusu herkesin zaman zaman yaşadığı bir şey ve tek başına bir hastalık değil. Ancak yoğun, uzun süren, günlük işleyişi, uykuyu ya da ruh hâlini belirgin biçimde etkileyen bir yalnızlık hissi yaşıyorsanız, bir psikolog ya da psikiyatr gibi nitelikli bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak yardımcı olabilir. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kişisel bir değerlendirme ya da tedavi önerisi değildir.
Unutmamak gerekir ki ilişkileri beslemek her zaman karşılıklı bir emektir. Bağın kalitesi, tek taraflı bir çabayla değil, iki tarafın da özen göstermesiyle yükselir; bu yüzden yanıt alamadığınız ilişkiler yerine karşılık bulan bağlara yönelmek de sağlıklı bir tercihtir.
Sonuç
Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması, iyi bir hayatın tarifini vermiyor ama güçlü bir ipucu sunuyor: yakın ilişkilerin kalitesi, uzun vadeli sağlık ve memnuniyetle sürekli birlikte görülüyor. Bu bulguyu kesin bir neden-sonuç ilişkisi gibi okumamak ve çalışmanın örneklem sınırlarını akılda tutmak gerekiyor. Yalnız olmak ile yalnızlık hissetmek arasındaki farkı bilmek de bize iki şeyi hatırlatıyor: kendi ihtiyacımız olan bağ düzeyi kişisel, ama bağ ihtiyacı evrensel. Küçük, düzenli ve samimi temaslar, çoğu zaman büyük planlardan daha fazlasını yapar.
Kaynaklar ve Daha Fazla Bilgi
- Good genes are nice, but joy is better — The Harvard Gazette, 2017 (https://news.harvard.edu/gazette/story/2017/04/over-nearly-80-years-harvard-study-has-been-showing-how-to-live-a-healthy-and-happy-life/)
- Good genes are nice, but joy is better — Robert Waldinger’in kişisel sitesi (https://www.robertwaldinger.com/blog/good-genes-are-nice-but-joy-is-better)
- Robert J. Waldinger — Wikipedia (https://en.wikipedia.org/wiki/Robert_J._Waldinger)
- What Makes Us Happy and Live Longer? — Northwest Prime Time, 2023 (https://northwestprimetime.com/news/2023/feb/13/what-makes-us-happy-and-live-longer)
